Şeytan'ın Günümüzdeki Askerleri

Şeytan'ın Günümüzdeki Askerleri

1980 askerî darbesinin en büyük kötülüklerinden biri de Yüksek İslâm Enstitüleri'nin İlahiyat Fakültesi adı altında teoloji akademilerine dönüştürülmesi oldu. Eskiden daha İslâmî olan ders muhtevası, fakülte olduktan sonra iyice zıvanadan çıktı. Hele ders verenler de artık "hoca" değil "akademisyen" olup doçent, profesör titrlerini almaya başladıktan sonra sapıklık zirve yaptı. Günümüzdeki pek çok sapık "ilahiyatçılardan" çıkıyor.

İslam Gemici - Serbest Gazeteci (Freelance Journalist)

Yakın tarihimizin en korkunç hadiselerinden biri olan 15 Temmuz 2016 gecesinin yıldönümü yaklaştıkça, Şeytan'ın oğlunun kandırdığı binlerce insanın kendi vatandaşlarına acımadan ve insafsızca kurşun sıkması hatırıma geldi. Kendisini ilahlaştırarak insanları aldatan, beyinlerini uyuşturan, bunun için de tamamiyle dini kullanan Şeytan'ın oğlu şimdi uzakta olabilir fakat sanki ona muhalifmiş gibi duran Şeytan'ın diğer askerleri ülkemizde faaliyetlerine devam ediyorlar. Bu "Şeytan'ın gönüllü askerlerinin" üslendikleri karargâhlar da ilahiyat fakülteleri...

İslâmiyet'in temel nasslarını kökünden sarsmayı, Müslümanların imanlarını bozmayı kendilerine görev edinmiş olan şahıslar ellerine geçirdikleri her türlü imkânla dinimize taarruz ediyorlar. Şeytan'ın kulaklarına üflediği bütün sapkın düşünceleri "ezber bozuyoruz" diye topluma enjekte ediyorlar. Ondan sonra da "adı Müslüman, kendisi imansız" insanların sayısı her geçen gün artıyor.

Birkaç tanesi hariç, Şeytan'ın askerlerinin tamamına yakını ilahiyat fakültelerinde yuvalanmış olan "profesör" ünvanına sahip kişiler... Milletin diniyle, imanıyla oynamayı kendilerine ve yüksek egolarına vazife edinmiş olan bu insan kılıklı esfel-i safilin tabakasının söyledikleri elfaz-ı küfürleri buraya yazmayacağım. Merak edip de duymak veya okumak isterseniz, videoları ve yazılarını internet deryasında bol miktarda var, bulup okuyabilir, izleyebilirsiniz. Gerçi pek tavsiye edilmez ama...

1980 öncesi Yüksek İslâm Enstitüleri'nden mezhepsiz, sapık, insanları yoldan çıkaranlar yok muydu? O zamanlarda da vardı ama şimdi sürüsüne bereket. Bu sapıklardan biri (Ankara İlahiyat'ın süprüntüsü) "Kur'ân-ı Kerimdeki bazı ayetleri beğenmeyip, çıkarılması gerektiğini" söylüyor. Bir başka sapık, hicret sonrasında ensar ile muhacir arasındaki "kardeşlik hukuku" oluşturulmasından mütevellit birbirlerine yardım etmelerini, hatta hanımlarından birini boşayıp da "kardeş olduğu kişiye" nikâhlayan sahabeleri ağıza alınmayacak sözlerle eleştiriyor. 1400 yıl önce yaşanmış bir hadiseye bugünün şartları ve toplumsal âdetleri açısından yani anakronik bakış açısıyla yaklaşacak kadar da "akademik ve objektif perspektiften" de mahrum bu sözümona profesör. Halbuki tarihte yaşanmış bir olay, o dönemde var olmayan bugünkü değer yargılarıyla, modern zamanlara ait yaklaşımlar ve kavramlarla değerlendirilmez ve açıklanmaz. Bu yanılgıya düşmemek için olaylar ve kişileri kendi tarihsel çerçevesinde, zamanının şartları, değer yargıları ve anlayışları içinde değerlendirmek gerekir. Fakat bu büyük "yanılgıyı" anlayacak idrâk ve basiretten uzak, büyüklük kompleksine kapılmış profesörlere nasıl anlatalım anakronizmi? Gene aynı "tarihselci" profesör "Kur'ân masaldır" diyor. Bu ve bundan sonra  bahsedeceklerim, hep profesör titrine sahip kişiler, yoldan geçerken televizyon kanalına uğrayıp da konuşan birileri değil.

Bir başkası, Kur'ân-ı Kerim'de geçen "salat" kelimesinin anlamlarından birinin de "namaz" olmadığını yani namaz kılmak diye bir eylemin İslâm'da olmadığını söylüyor. Bunların ağababası Yaşar Nuri Öztürk de "namaz bu ümmetin başına bela edilmiştir" demişti, sonunda "deist" olduğunu söyleyerek geberip gitti. İşte bu profesör de onun yolunda gidenlerden... Aynı yolda olan bir de çok bilmiş eski Bakan'lardan Namık Kemal Zeybek adlı cahil var. Kur'ân'ın meâlini okumuş, hem de çok okumuş hatta Ayntabî'nin Tıbyân tefsirini de okumuş ve içinde "namaz" kelimesine rastgelmemiş ve bu cehaletini de bir televizyon kanalında övünerek söylüyor. Bir zamanlar Kültür Bakanlığı makamında oturmuş olan bu din cahili, namazın Zerdüşt dininden İslamiyet'e girdiğini uyduruyor. Peki Muhammed aleyhisselam ve yüzbinlerce sahabesi namaz kılmayıp da N. Kemal Zeybek'in iddia ettiği gibi sabah ve akşam sadece dua mı etmişlerdi? Bir ara da "Peygamber aleyhisselamın Türk soyundan olduğunu" iddia ediyordu. Bu çeşit mahlukat cehalette sınır tanımıyor yani. Şeytan'ın günümüzdeki temsilcileri olan profesörler ve yandaşları, bazen "çok bilmenin" cehaleti gidermediğine dair en güzel örnekler olarak karşımızda duruyorlar. Atalarımız bu gibi şahısları "kitap yüklü merkepler" diye tarif etmişler.

Bir başka çok bilmiş profesör de "Allah'ın geleceği bilmeyeceğini" söyleyerek dinden çıkmıştı ve bu herif hâlâ ilahiyat fakültelerinde "ders" vererek, birilerinin sponsor olduğu bilmemne vakfında genç zihinleri zehirliyor. İsmini vermeden bahsettiğim bu zındıkların hepsi Müslüman ismi taşıyor, toplumda Müslüman muamelesi görüyorlar. Hâlbuki en azılı Hıristiyan misyonerler bile bu kadar cesur olamamışlardır. Fakat "içeriden" çıkma bu din cahilleri, azgın egolarının, şöhretin, kaynağı bizce meçhul büyük paraların cazibesine kapılarak konuşuyorlar. Bu zalim şeytanlarda "âhiret gününe iman" diye birşey yok.

Hadis-i şerifleri Emeviler'in uydurduğunu söyleyeni mi ararsınız, gusül abdesti almanın lüzumsuz olduğunu söyleyeni mi, mezhepleri inkâr eden "büyük" fıkıhçı mı istersiniz, imanın şartları diye birşey olmadığını söyleyeni mi, yoksa bu cahil profesörlerin ders verdiği teoloji fakültelerinden mezun olup da "bence de böyle" diyen müfessir bozuntularını mı? Aralarından bazıları Diyanet İşleri Başkanlığı makamına bile oturup, zehirlerini kusmayı oradan sürdürdüler. Sonra da Tayyip Erdoğan "FETÖCÜLER Diyanet Teşkilatı'na nasıl sızdılar?" diye yakınıyor. Sen bu sapkınlara fırsat verirsen, onlar her yere girerler, adı Diyanet olmuş, İmam-Hatip veya İlahiyat Fakültesi olmuş farketmez.

Şeytan'ın günümüzdeki gönüllü askerleri ve benzerleri için Resulullah aleyhissalatü vesselam efendimiz 1400 sene önce şöyle buyurmuşlardır: "Miraca çıkarken bir topluluğa rastladım. Dudakları ateşten  makaslarla  kesiliyordu. Ardından  dudaklar  tamamlanıyordu. Ey Cebrail, bunlar kimlerdir, diye sordum. Bunlar senin ümmetinin hatipleridir, yapmadıklarını söylerler, Kur’ân'ı okurlar fakat onunla amel etmezlerdi" dedi." Bu sapık ilahiyatçılar, hadis-i şerifleri genellikle reddettikleri gibi, bu kutlu söze de yalan demeyi ihmal etmeyeceklerdir, çünkü işlerine gelmeyen herşeye itiraz etmek kolaylarına geliyor.

Vatikan'daki katolik kardinaller ve papazlar, İsrail'deki hahamlar, ABD'deki yahudi kuruluşlarının temsilcileri, Avrupa Birliği'ndeki Türk ve Müslüman düşmanı politikacılar; Türkiye'deki bu sapıkları görünce bayram ediyor ve "bizim birşey yapmamıza lüzum yok, gönüllü askerlerimiz gayet güzel çalışıyor" diye sevinçten göbek atıyorlardır. Zaten bu "sapık hocaların" gayesi insanlara Allah'ın dinini öğretmek değil, onları İslâmiyet'ten uzaklaştırmak, ateist, agnostik, deist, münafık vs yapmak... En iyi örneği için bakınız: Pensilvanya'da oturan Şeytan'ın öz oğlu Feto.

Asr-ı Saadet'ten beri 1400 yıldan fazladır silsile yoluyla öğretilen ve öğrenilen İslâmî ilimler, Osmanlı Devleti'nin yıkılmasıyla büyük bir kesintiye uğradı. Büyük âlimler ya kovuldu ya da idam edildi. Sonra ortada kalan cenazeleri kaldıracak birilerine ihtiyaç olunca, mecburiyetten dolayı İmam-Hatip Okulları adı altında, laik rejimin emir ve yasaklarına uyacak insanlar yetiştirecek eğitim müesseseleri ihdas edildi. İşte o inkıta döneminden sonra, batı tarzı ve laikliğe uygun şekilde yetişen din adamları da bunlar gibi ya sapık ya cahil ya da münafık oldular. İstisna kabilinden bazı iyi şahıslar yetiştiyse de onlar da adı üstünde "istisna"...

Yukarıda bahsettiğim sapık ve münafık cahil akademisyen ve onların yandaşı akademisyen olmayan "hoca bozuntularına" karşı mücadele eden az sayıda profesör ve akademisyen de yok değil var ama onların da gücü bu azgınlara yetecek kadar çok değil. Bu hususta özellikle Bedri Gencer, İhsan Şenocak ve Ebubekir Sifil hocalara saygı sunuyorum.

Yabancı ülkelerde İslâmiyet aleyhinde laf söyleyen, eylem yapanlara karşı feryad-ı figan eden fakat memleketimizdeki Şeytan'ın askeri cahil "hocalara" karşı sesi çıkmayan, hatta bazılarını maddi yönden destekleyen Gri Parti'nin idarecilerini buradan protesto ediyorum. Allah, herkese hak ettiğini (mükâfat ve mücazat) verecektir.

Yaşam Haberleri