quot Lisedeyken bile İmam Maturidi yi biliyordum quot

"Lisedeyken bile İmam Maturidi’yi biliyordum"

Hukukçu-yazar Nevzat Görücü’nün Allah’ın ve Kainatın Varlığı eseri yayınlandı. Görücü’nün eseri Biyografi Net Yayınları tarafından neşredildi. "Allah’ın ve Kâinatın Varlığı" eseri üzerine Nevzat Görücü ile konuştuk.

Nevzat Görücü: İslam kelam ilminin sekizinci asırdan itibaren on beşinci asra kadar olan dönemindeki kelam anlayışı kitabımızın konusunu teşkil etmektedir. Bu dönem İslam inanç anlayışının kemale erdiği bir dönem olduğu inancındayım.

- Hocam sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

10 Mart 1942 tarihinde Kayseri’nin Develi ilçesinde dünyaya geldim. İlkokulu, mahallemizdeki Dumlupınar İlkokulu’nda, ortaokul ve lise tahsilini Develi ilçe merkezinde tamamladım.

- Lise tahsilinden sonra hemen üniversiteye mi gittiniz?

Lise tahsilini müteakip Yahyalı ilçe merkezinde bir yıl süreyle vekil öğretmenlik yaptım. Bu öğretmenlik tecrübesinden sonra İstanbul Hukuk Fakültesini kazandım. Aynı fakültenin ikinci sınıfındayken yatay geçiş yaparak Ankara Hukuk Fakültesi’ne devam ettim.

- Nasıl geçti üniversite yılları?

- Ailemiz zengin değildi, vasat bir ailenin çocuğuyum.  Ailemizin maddi imkanlarının kısıtlı olması nedeniyle bir yandan okula devam ederken diğer yandan da çalıştım.

- Ne iş yaptınız?

Gazeteci olarak çalıştım.  

- Hangi gazetede çalıştınız?

Babıali’de Sabah ve Bizim Anadolu gazetelerinde muhabir ve idari işlerde görev yaptım.

- Hukuk Fakültesi’nden mezun olduktan sonra ne yaptınız?

Hukuk Fakültesi’nden mezun olduktan avukatlık stajı yaptım. Askere gidinceye kadar Ankara Barosu’na bağlı avukat sıfatıyla serbest olarak mesleğimi sürdürdüm.

- Askerden sonra avukatlığa devam ettiniz mi?

Askerlik görevinden sonra hakimlik mesleğine geçmek üzere başvuruda bulundum. İmtihanları kazanmak suretiyle Cumhuriyet Savcı Yardımcısı oldum. Bu sıfatla ilk görev yerim olan Edirne Merkez Adliyesi’nde görev başladım.

- Nerelerde görev yaptınız Hocam?

Edirne’de bir süre çalıştıktan sonra, Adıyaman ili Çelikhan ilçesi savcılığına atandım. Akabinde Niğde merkezde cumhuriyet savcı yardımcısı ve cezaevi mümessili ve Çorum İskilip’te cumhuriyet savcısı olarak görev yaptım. 1980 ihtilalini müteakip Erzincan Sıkıyönetim Askeri Mahkemelerinde Askeri Savcı sıfatıyla görev yaptım. 1984 yılı güz kararnamesiyle Manavgat Cumhuriyet Başsavcılığına bilahare de Antalya Merkez Adliyesine atandım. Üç yıl sonra İzmir Merkez Adliyesinde Cumhuriyet Savcı Yardımcısı olarak görev yaptım. İzmir’de görev yapmaktayken 1997 yılında kendi isteğimle emekliye ayrıldım.

- Emekli olduktan sonra neler yaptınız?

Emekli olduktan sonra, 2000 yılından itibaren beş yılı aşkın bir süreyle Ankara Ticaret Odası Genel Sekreterliği görevini üstlendim. İslam Felsefesine olan ilgim nedeniyle Ankara Ticaret Odası Genel Sekreterliği görevinden 2006 yılında ayrıldım.

- Felsefe ve kelama ilginiz ne zaman başladı?

- Aslında ben de her öğrenci gibi liseli yıllarda felsefeyle tanıştım. İlk Çağ filozoflarıyla batılı bazı felsefecileri kısa da olsa ders kitaplarında okudum. Batı felsefecilerinin görüşleri, bu öğretimin ana konusuydu. Bu öğretimde, İslam kelam alimlerine ve İslam filozoflarına pek yer verildiği söylenemez. Bunun sonucu olarak da bilgimiz sınırlıydı.

- İslam kelam alimlerine ve İslam filozoflarına ilginiz ne zaman başladı?

Biz gençlik yıllarında Yunan kültürü yanında Hint, Mısır ve Türk kültürlerinin ya da İslam düşünürleri ile filozoflarının fikirleriyle yeterince tanışma imkanını bulamadık. Çünkü doğu ve batı sentezini bir arada irdeleyen bir müfredattan mahrumduk. Türk-İslam düşünürlerine ve kelamcılarına duyarsız kaldık. Onların eserlerine gereken önemi veremedik. Ama ben merakımdan dolayı lisedeyken bile İmam Maturidi’yi biliyordum.

- Siz kendi merakınızla mı felsefe ve kelam bilginlerini okudunuz?

Özet olarak söylemek gerekirse kelam ve felsefe arasındaki görüşleri mukayese imkanını bulamadık. İslam inanç kültürü felsefe dersleri içinde öğretiye yeteri derecede önem verilmesini ve bize batılı kaynaklar seviyesinde yeterli bilgiler verilmiş olmasını çok isterdim.

- Doğu ve batı düşünürlerini birlikte okumanın avantajı ne oldu?

İnsan, zihninde oluşan sorulara devamlı cevap aramaktadır. İnsan zihninde oluşan şüpheleri bertaraf etmenin en iyi yolu, farklı görüşleri mukayese etme özgürlüğüdür. Bu yol felsefeciler ile kelamcılar hakkında bize yeterli bilgi verecektir. Felsefe-din arasında bir uyum olduğu zaman daha gerçekçi bir değerlendirme yapmamıza imkan sağlayacaktır.

- Felsefe ile kelam bir çatışmadan söz edebilir miyiz?

Felsefi bazı düşüncelerin yanlışlığı üzerinden felsefeyi reddetmek çok yerinde bir anlayış olmadığı gibi, İslam kelam anlayışını belirleyen bilgilerin geri plana atılması da mümkün değildir.

- Felsefe ile kelam arasında bir denge kurulabilir mi?

Gazzali’den itibaren felsefeye karşı bizde bir tepki oluşmuştur. Oluşan tepki ne kadar haklı olursa olsun, Müslüman bir toplum olarak felsefe ile kelam arasında çatışma ve uyum alanlarını mutlak surette irdelememiz gerekirdi. Bugün bu konuda bazı gruplar eliyle yalan-yanlış bilgiler verilmeye devam edilmektedir.  

- Bu konuda müfredatımızda hala bir gelişme yok herhalde?

Yani liseli yıllarda felsefi düşüncelere ne kadar önem verildiyse, kelam ilmine de o kadar önem verilmeliydi. Bu düşünce ile hareket edilmiş olsaydı, Cebriyye, Kaderiyye, Mutezile, Mürciyye, Eşari, Maturidi, Şia ve buna benzer inanç mezheplerinin fikirleri hakkında daha liseli yıllarda bilgi sahibi olmak mümkündü.

- Kelam ilmine yönelişinizle sizin serüveninizde ne tür bir değişim oldu?

İslam kelam ilmine adım atınca ufkumuzun genişlediğini gördük. Bu tabii bilgi yanında dini öğretiye dayalı bilginin ne kadar önemli olduğunu daha iyi idrak ettik. Farklı kültürlerdeki felsefi veya dini görüşlerin mukayesesi, ilahiyat konusunun daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır.

- Kültürler arası etkileşim doğal bir durum olarak görebilir miyiz?

Hangi dönemde olursa olsun insan daha önceki kaynaklardan ve fikirlerden faydalanmak zorundadır… Yunan felsefi anlayışının İslam’a etki etmediğini ve İslam kelam anlayışının batıyı etkisi altına almadığını düşünebilir miyiz? Kelam ilminin konuları başlangıçta bir hayli dar tutulmakta iken, İslam devletinin büyümesi, yeni yerlerin fethi, fethedilen bu yer halkının örf ve inançları, kelam ilmi konularının genişlemesine neden olmuştur.

- Mezhepler de bu gelişmeler sonucunda mı ortaya çıktı?

Yedi ve sekizinci asırdan itibaren inanç ve fıkıh konuları çok gelişti. Bunun sonucunda İslam dünyası içinde Cebriyye, Kaderiyye, Mürciyye, Mutezile, Hariciyye, Eşariyye, Maturidiyye, Şia gibi inanç mezhepleri ve Maliki, Hanefi, Şafii, Hanbeli gibi fırkalar vuku bulmuştur.

- İslam’ın doğuş yıllarından itibaren beş yüz yıllık bir dönemde inançla ilgili gelişmelere bir seyahat yaptınız…

Ben sekizinci asırdan itibaren on beşinci asra kadar olan dönemi İslam kelam ilminin gelişerek zirveye çıktığı bir dönem olarak gördüğümü özellikle belirtmeliyim. Biz son dönem kelam ve felsefeyle ilgili gelişmeleri ele almaktan ziyade, miladi sekiz ve onbeşinci asırdaki düşünce ve gelişmelerin neler olduğunu, ayet ve hadislerin ışığında değerlendiren kelamcıların fikirlerini ve Hristiyan düşüncesinin Allah-alem (varlık) hakkındaki görüşlerini aktarmaya çalıştık.

- Kelam ilminin gelişme çağları söylediğiniz dönemdir diyebilir miyiz?

İslam kelam ilminin sekizinci asırdan itibaren on beşinci asra kadar olan dönemindeki kelam anlayışı kitabımızın konusunu teşkil etmektedir. Bu dönem İslam inanç anlayışının kemale erdiği bir dönem olduğu inancındayım.

- Allah’ın ve Alemin Varlığı kitabı oldukça geniş bir çalışma olmuş?

Kitabımızı önce iki ayrı kitap olarak düşündük. Buna birde sözlük eklemek durumu doğunca kitabın hacmi bir hayli arttı. Yine iki kitap ve bir sözlükten ibaret tek bir kitap halinde yayınlamanın daha uygun olduğuna karar verdik.

- Allah’ın ve Alemin Varlığı kitabının hem kelam hem felsefenin temel konularını kapsadığını söyleyebilir miyiz?

Kitabın konusunu teşkil eden başlıkların teoloji ve ontoloji meselesinin
genişlemiş olan konularının tamamını teşkil ettiği söylenemez. Her şeyden önce kaza-kader ve insan fiilleri meselesine yeterince yer vermedik. Allah’ın sıfatları, rızık, ecel, hidayet, dalalet ve hilafet konularını fevkalade önemli ve geniş bir alanı teşkil etmesi nedeniyle tek kitap içinde ikinci bölüm olarak okuyucuya sunduk.

- Kitabın felsefi sözlük bölümü kitap çapında bir çalışma olmuş…

Felsefi sözlük kısmını daha faydalı olacağı düşüncesiyle üçüncü bir bölüm olarak aynı kitabın sonuna ekledik. İnşallah kitabın anlaşılmasına katkısı olur.

Video Haberler

Kültür Sanat Haberleri

Bal FM