Kitap Piyasasını Yayıncılar Öldürdüler

Kitap Piyasasını Yayıncılar Öldürdüler

Bir zamanlar bu memlekette gerçek mânâda kitap okuyan insanlar vardı. Basılan kitap miktarı azdı ama muhteva olarak kaliteliydi ve vatandaşlarımız kitabı sadece satın almaz aynı zamanda "okurlardı".


İslam Gemici - Serbest Gazeteci (Freelance Journalist)

İstanbul'un Büyükçekmece ilçesinde Eylül ayının bu son günlerinde "kitap fuarı" adı altında bir faaliyet düzenlenmiş durumda... Belediye başkanı Hasan Akgün'ün yaptırdığı belediye binasının koca meydanına kurulan standlara 50'den fazla yayınevi iştirak etmiş. Büyükçekmece Belediye binasının, Tayyip'in Ankara'daki Sarayı ile yarışacak çapta olduğunu tahmin ediyorum, çünkü uzaktan bakınca sanki Büyükçekmece'nin bütün nüfusunu alacak kadar büyük gözüküyor. Eh, Büyükçekmece'ye de böyle "büyük" bir belediye binası yakışırdı değil mi?

Neyse, o dev gibi belediye binasının önündeki alanda toplanan yayınevleri görebildiğim kadarıyla sinek avladılar. Zaten bu hafta sonu yayınevlerinin meydanı doldurma vazifesi sona erecek, hava da serinledi, herkes yuvasına dönecek, belediyenin meydanı da önümüzdeki yaz mevsimine kadar boş kalacak. Belediye Başkanı Hasan Akgün makam odasının penceresinden boş meydanı seyredip ne düşünür acaba, çok merak ediyorum.

Ben iki defa gittim kitapçıları ziyaret etmek için... Her defasında birkaç kişiden fazla kimseyi göremedim. Büyükçekmece sahilinde dolaşan yüzlerce insan olmasına rağmen, kitap fuarını getirip de belediyenin önüne koyan Hasan Akgün "niye ziyaretçi gelmedi acaba" diye düşünmüş müdür? Hiç zannetmem, çünkü büyük başın derdi de büyük olur. Koskoca belediye başkanı, kalkıp da kitap fuarına kimse gelmedi diye düşünecek değil ya...

İşte o boş fuar standlarının önünde dolaşırken, iki şey fazlasıyla dikkatimi çekti. Birincisi, herhangi bir kitabevinin standına daha yaklaşırken bile, oradaki görevli heyecanla yerinden kalkıp "buyurun, nasıl yardımcı olayım" deyince, kendimi sanki manava gitmiş biri gibi hissedip, kitaplara fazla yaklaşmadan hemen uzaklaştım. Çünkü kitap almak, elma armut almaya benzemez. Kitabı eline alacaksın, önüne arkasına hatta içine bakacaksın, dokunacaksın, yanındaki diğer kitaplara bakacaksın, fiyatını kontrol edeceksin vesaire... Yani kitap okumak gibi, kitap satın almak da, en azından benim için bir merasim gerektiriyor. Ben daha kitaplara yaklaşırken karşımdaki şahıs, ne kadar kibar olursa olsun "buyurun falan" deyince, kendimi huzursuz hissettiğim için fuarı birinci ziyaretimde birşey almadan uzaklaştım. Sadece bir yayınevi standının önünden geçerken bir hanımın "bizim romanlarımız farklıdır, diğerlerine benzemiyor" deyişi hafızamda kaldı. İkinci gidişimde ilk işim hemen o kitabevinin standını bulup 3 adet kitap satın almak oldu.

Fuarda dikkatimi çeken ikinci garip durum da şuydu: Yayınevleri telif ödememek için ölmüş yazarların kitaplarını basmışlar. Stefan Zweig'ın, Arthur Conan Doyle'un Sherlock Holmes serisi, Dostoyevski'nin, Tolstoy'un, Sabahattin Ali'nin, Edgar Allan Poe'nun, Victor Hugo'nun, Kafka'nın ve Ziya Gökalp'in eserlerinin tamamı; fuara katılan yayınevlerinin neredeyse tümü tarafından allanıp pullanıp basılmış. Sanırsınız bu eserler mir-i malı... İkinci gidişimde birkaç yayınevi görevlisiyle bu hususta münakaşa bile ettim. "Adamlar mezarda diye her yayınevinin utanmadan bu eserleri basması nasıl bir terbiyesizliktir" diyerek öfkemi belirttim. "Büyük" yayınevlerinin görevlilerinin umurunda bile olmadı, çünkü onlar ücretli elemanlar fakat adı sanı duyulmayan ve sadece isimlerini saydığım yazarların kitaplarını basmış olan yayınevlerinin standında bulunanlar mahçup oldular. Çünkü Zweig'dan 5 adet, Poe'dan 2 adet, Sabahattin Ali'den 2 adet korsan baskı yapmışlar, üstüne de uyduruk bir yayınevi ismi koymuşlar, olmuşlar bana "yayınevi"...

Geçen hafta Doğan Kitap adındaki "tekel" mahiyetindeki yayınevine son yayınladığı bir kitaptan dolayı çok öfkelendim. Amerikalı polisiye yazarı Tess Gerritsen'in 2011 senesinde Martı Yayınları tarafından "Siliniş" adıyla bastığı, orijinal ismi de "Vanish" olan romanı, Doğan Kitap 2019'un Ağustos ayında "Rehine" diye uydurma bir adla basmış, kitabın da iki yerine 6 punto büyüklüğünde "bu kitap 2011'de Siliniş adıyla basılmıştır" diye bir ibare yerleştirmiş ki, görebilene aşk olsun. Ben de o cümleyi görmeden, Tess Gerritsen'in romanlarının meraklısı biri olarak satın aldım, eve geldim, daha ilk satırları okumaya başladığım anda beynimden vurulmuşa döndüm. Çünkü ben bu kitabı okumuştum.

Bunun üzerine bütün öfkemi kustuğum uzun bir eposta yazdım ve Doğan Kitap'a yolladım. Birkaç gün sonra bana "merd-i kıpti şecaat arzederken sirkatin söyler" hesabı bir cevap yolladılar. Güya kendilerini savunuyorlar ve sonunda da bana "şayet ettiğim hakaretlerden ötürü özür dilersem, bana aynı yazarın başka bir kitabını hediye edeceklerini" yazmışlar. Ona da şiddetli bir karşılık verdim ve özür falan dilemeyeceğimi ifade ettim. İşte bu yazışma esnasında Doğan Kitap'a "kitap dünyası bugün bu kadar rezil ve perişan durumdaysa, bunun müsebbibi yayınevlerinin kendileri olduğunu" da yazmıştım. Büyükçekmece'deki kitap fuarını gezerken bu fikrim iyice pekişti.

Yayınevleri, hem yazarları hem de okurları öylesine sömürdüler ki, ortada yazacak insan kalmadığı gibi, artık okuyucular da bir kitap satın alırken bin dereden su getiriyorlar. Hatta okuyucular kitabı eline alıp okumaktansa, internetten buldukları e-kitaplarla okuma hissini tatmin etme yolunu seçiyorlar. Çünkü düşünsenize, bir kitabı almış okumuşsunuz, aradan bir müddet geçiyor, sonra başka bir kitabı satın aldığınızı düşünürek yine bir eser alıyorsunuz, eve gelip de okumaya başladığınızda beyninizden vurulmuşa dönüyorsunuz. Çünkü aynı kitabı ikinci defa satın alarak, kazıklandığınızı ve enayi yerine konulduğunuzu görüyorsunuz. Bir daha kitap alır mısınız? Alsanız da önceki gibi kolaylıkla müşteri olur musunuz? Ben artık aşırı seçici bir kitap okuyucusu oldum.