Modern Dünyada Kadın Olmak

Modern Dünyada Kadın Olmak

Ben bile işe giderken yolda, karşımda, yanımda egemen kadınları görüyorum. Henüz amazonlaşmadılar ama yakındır. Henüz anaçlıklarını kaybetmediler ama o da yakındır.


İşe otobüsle gidip geliyorum. Sabahları Osmanbey’den Taksim, Fatih ve oradan Edirnekapı'ya ulaşıyorum. Bu güzergahtan dolayı iki farklı zihniyete sahip kadınları otobüste ve yollarda görme imkanım oluyor. Osmanbey ve Taksim kadınları televizyonlarda film ve dizilerde aşina olduğumuz barbi bebekler kadar güzel ve alımlılar. Vücutlarıyla barışık oldukları hallerinden belli oluyor. Aşırı açık sayılacak şekilde giyinmiyorlar ama giydikleri ve giymedikleriyle kendilerine olan güvenlerini güzelliklerinden aldıklarını düşünüyorum. Fatih semtinin kadınları da bunlardan farklı değil. Hem özgüven olarak hem de çekicilik olarak. Az önce toz pembe şalıyla başını örten genç kadın pembe bluz ve krem rengi pantolonuyla karşımda duruyordu. Buradaki muhafazakar kadınların çoğunluğu boyunlarında kolye, başların hemen üzerinde gözlük geziniyorlar. Osmanbey kadınlarına göre kol, bacak, baş kapalı. Ama alımlılık konusunda belli bir fark görmüyorum. Kimseleri yermek gibi bir niyetim yok. Kimselere de doğruyu anlatmak gibi fikrim yok.

70’lerden önce kadınlar günümüze göre örtülü sayılacak şekilde kapalıydı. Sadece şal, türban yerine şapka giyerlerdi. Boyun dahil tüm vücutlarını örterlerdi. Özellikle sinema sektörünün büyümesiyle kadınlarımız yavaş yavaş açılmaya başladı. Önce kollarını ardından bacaklarını gösterip, göğüslerine kadar açılmaya başladılar. 2000’lere ulaşınca gösterilmedik yer kalmamıştı. Kadınların sinemaya oyuncu olarak başlamalarıyla bu açılımın en etkili aktörleri oldular. Artık hiçbir filmde kadınsız bir oyuncu düşünülemez oldu. Cinsellikte bu paralelde gelişdi. Dudak dudağa gizli yapılan öpüşmelerin sonrasında ilk önce ekrana masum öpüşmeler getirildi. Günümüzde gelinen sonucu şimdiki aile dizilerinde bile görebiliyoruz. 

Sinema ile gençlerimizi etkileyen güçlü kadın imajları ahlaktan önce kılık kıyafetlerimizin değişimine sebep oldular. Baskı altına alınmış olan kadınlar yavaş yavaş özgürlük çanlarını çalmaya başladılar. Bu sesi duyan kadınlar tek tek sokaklara çıkıp organize oldular. Kendi ellerinden alınmış olan özgürlüklerini kendi elleriyle tek tek geri almayı başardılar. Artık kadınlar hemen hemen her yerde erkekler kadar (belki daha fazla) özgürdü. İster açılır ister kapanır. İster konuşur isterse susar. Buna kimse engel olamazdı. 

Sinemaya izleyici çekebilmek için bir aksesuar olarak katılan kadın şimdi başrol olarak tek tercih edilen duruma geldiler. İşyerlerinde temizlikçi olarak başlayan kadın şimdi yönetici olarak alınmaya başladı. Demokratik ülkelerde seçme hakkı bile verilmeyen kadın şimdi devlet başkanı olabiliyor.

Ben bile işe giderken yolda, karşımda, yanımda egemen kadınları görüyorum. Henüz amazonlaşmadılar ama yakındır. Henüz anaçlıklarını kaybetmediler ama o da yakındır. Önce kariyer diyerek çocuk, evlilik meselelerini öteleyen kadınların sayıları günbegün artmakta. Aile içinde egemen bir erkeğin arkasında değil, sözde eşitlikçi bir düzenin yanında yer alan topluma doğru gidiyoruz.

Değişim devam ediyor. Kızlarımızı örtülerinden çıkartıp, soyarak oğlanlarımızı da kadınsallaştırarak eşitliğin sağlanacağı zannediliyor. Kadın güzelliğin timsali olmuştur; Yunan Mitolojisi’nde bile güzellik tanrıçası Afrodit’tir. Bunu bilen batı medeniyeti kadınları güzellik merkezine çevirdi. Erkeği ise onun etrafında dönen bir uyduya.

Dediğim gibi bir şey öğretmek ya da eleştirmek istemedim. Sadece gördüklerimi yazdım.